PAYLAŞ

Hasan M. Karababa yazdı.

“Fi” Eksantrik olmayan dizi…

Uğrunda savaştığın her neyse seni sen yapan odur…

İnsanlığın ilk tarihinden ele alalım. Ya da şöyle nakledelim: İnsanların yazdığı kendi tarihlerden günümüz insanına. Bir canlı düşünün, dünya düzenini kendi oluştururken aynı düzeni kendi hırsları, bencilliği yüzünden bozuyor. Normalde doğa kendi akışı içinde bir seyir halindeyken insan denen bu canlı ona ilk çomağı sokmuş. Çarkın bir dişlisi kırılmış. Önce yemek için avcılık yapmış. Aletler icad etmiş. Ateşi bulmuş. Yerleşik hayat falan derken önce ormanı kesmişler, sonra çıkardıkları taşlarla ev yapmışlar. Kendilerine ait olmayan bir şeye zorla sahip olma isteği, geçmişten günümüze kalıtsal olarak aktarılmış ve hala aktarılmakta…

Evet; insanlık kendi tarihini böyle yazmış. Böyle bilinmesini istiyor. Hadsiz istek ve arzularının arkasından giderken hayvanlaşıp geçmiş atalarından, yaradılış sisteminden dem vuruyor. Neyse geçmiş insanlığın yazdığı tarihi bir kenara bırakalım. Aslolan şimdiki tarih, günümüz. Yazarlarımız hikaye yazarken insanın hayvani duygularını ön plana çıkartıp onu bu uğurda savaştırıyor. Bunu kendi çapında doğru göstermek için bahaneler arıyor. Özellikle Freud denen abimiz. Her yazdığı tezi kendi çürütüp üstüne yeni bir şey koyan en sonda “id, ego, süper ego” da kalmış. Abimizin ömrü yetseymiş acaba ne olacakmış diye merak ediyorum. Yazarlarımız bu “id” kavramını alıp insanlığı tarihin en karanlık noktasına kadar götürmekte. O hayvani isteklerin, sahip olma duygusunun halen devam ettirdiğini yazmakta. Freud abimizin de, yazarlarımızın da doğruluk payları var bu konuda. Böyle bir zamanda savaşan iki tarafta kendini haklı çıkarma cabasında. “Uğrunda savaştığın her neyse seni sen yapan odur” başyapıtların alt metninde yer alıyor!!!

“Fi” dizisine gelecek olursak modern bir toplumda hayvani istek ve arzuları doyumsuz olan psikoloğumuz, sevgilisi olan bir kadını baştan çıkarma çabasını anlatıyor. Dizi içindeki bazı karelerde adamımızı avını gözetleyen aslan gibi verirken dansçı kızı ise ceylan olarak veriyor. Kadrajlarda sex, şiddet, gerilim hakimken bunu sanatla çerçeveletip sunuyorlar. Başarılı bir yapım olmasına rağmen izlerken rahatsızlık duyduğum yerler oldu. İnsanlar bu kadar başarılıyken neden elindekilerle yetinmez ki ? Neden daha fazlası? Uğrunda savaştığın şeyleri elde edince sen “benlik” kavramına ulaşıyor oluyor musun? Yada şöyle bakalım: uğrunda vereceğin savaşta, karanlık tarafın yoluyla hareket etmen seni sen yapacak mı? Halen mağara yaşayan atan “Homo sapiens” in yolunda mı gideceksin?

Ben diziyi izlerken bunları düşündüm. Bu soruların cevabını aradım. Fakat tek çıkardığım sonuç yazılan tarihi bir kenara bırakıp, insanlığın karanlık yüzünden uzaklaşmak oldu. Ya sizlerin?

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazınız